KÖŞE YAZARLARI

Ateş kusuyoruz

Sedat Peker’in yaşanmış bazı olaylar ve kişilerin ilişkilerine dair çeşitli iddialar ortaya atmasının üzerinden haftalar geçti. Geçerken hiç bitmeyecek gibi geldi. Tıpkı tren vagonları gibi sıra sıra geçti. Evet. Sedat Peker bir lokomotif gibi arkasına yolda eklediği vagonlarla geçti, geçti, geçti.

Anlatış biçimi ve anlattıkları, tren yolunun kenarında tren sesiyle sersemleyen çocuklara çevirdi izleyenleri. Fakat bir yerde bu tren durur ve birileri biner ya da iner sandık. Sanarak bekledi insanlar. Tıpkı Selamsız Bandosu filmindeki bando takımı gibi.

Film demişken. Bir sinema yönetmeninin zihninden çıkıp bizimle buluşmuş bir filmin sembollere dayalı anlatımıyla yaşadık o günleri. Sedat Peker, çıkıp konuşuyor, bir yandan da Marmara Denizi’ni müsilaj kaplıyordu. Sedat Peker konuşuyor, müsilaj genişliyordu. Peker konuşuyor, müsilaj uzun uzun bakan insanı kusturur vaziyette, daha sert daha gezgin.

Şu anda müsilaj sakin, Sedat Peker video çekmiyor, sessiz. Bazen tivit, bazen ritivit.

Bir araştırma şirketinin, dünyanın duygu durumunun haritasını çıkardığına dair bir haber vardı gazetelerde 3-4 gün önce. Amerikalı şirketin adı Gallup. Kovid sebebiyle dünyanın genelinin hiç olmadığı kadar üzgün, stresli olduğu ortaya çıkmış araştırmada. 

Araştırmaya göre Türkiye öfke duygusunu en çok yaşayan ülkeler arasında Irak’tan sonra 2’nciyken, aynı araştırmada en stresli ülkeler arasında dördüncü sırada. Ayrıca hayattan en az keyif alan ülkeler sıralamasında ise yine ikinciliğe yerleşmiş.

Bu istatistikler yetmez elbette. Bir diğer araştırma başlığı, endeks ise en az gülümseyenler listesi. Türkiye bu listede zirveye kurulmuş. Kafayı kapıdan - pencereden dışarı ya da TV - telefondan içeri uzattığımızda da insan pek birinciliği kimseye bırakmayacakmış gibi hissediyor. Araştırmada "Bir gün önce herhangi bir şeye gülümsediniz veya kahkaha attınız mı?" sorusu sorulmuş ve en çok hayır cevabı Türkiye’de alınmış. Anketler, araştırmalar yanıltır bir nebze belki ama insan sokağa çıktığında hayatın kendisinden asfalt tadı alıyorsa üç aşağı yukarı her anketin sonucu benzer sonuçları önümüze çıkarabilir.

Stresli, öfkeli, mutsuz bu ülke, araştırmanın bir başka sorusu “Dün ilginç bir şey öğrendiniz mi veya yaptınız mı?” sorusuna da en çok hayır cevabını vererek sondan ikincilikte kendine yer bulmuş. İnsan mutsuzsa, yeni bir şey öğrenmek istemez herhalde. Yeni bir şey öğrenmeye kapalı insan da zaten giderek mutsuzlaşır. Cahil cesaretiyle böylece yorumluyorum bunu.

Mutsuzluğun ve öfkenin dibine vurmuş bu ülkeyi yine bu ülkeye anlatmak istercesine o sembollere pek meraklı rejisör, araştırmanın haber olduğu aynı günlerde gözümüze haber kanallarından cayır cayır yanan ormanlarımızı göstermekte. Hani öyle de zorluyor ki. İnsan birkaç dakika yanan ormanları, dumanı izleyip bir de bunun ülkenin dört bir yanında olduğu bilgisini, söndürme konusunda yetersizliğini okuyunca karnına bıçak kanırtıldığını hissediyor. Hani yönetmen de çok abartmış dersin sahne atlarsın. Burada atlayamıyorsun. Ya da atlasan ne fayda?

Mutsuz, birbirine ateş püsküren, daha doğrusu püskürmeye meyilli, kafası yanmış toplumun yurdunda dört bir yanda alev alev orman görüntüleri. Ne denebilir. Filmin sonunda ormanların ateşi söner. Sevinç gözyaşlarıyla da toplumun öfke ateşleri.

Öbür türlüsü kötü çünkü. Gülmeyen, gülmeye düşmanlığın sonu kötü. Havaalanını koruyalım diye ABD ile sürekli müzakere ettiğimiz Afganistan’da bir komedyen infaz edildi Radikal İslamcı Taliban tarafından. Komedyen infaz eden ülkeden kaçanlar ise olabildiğince daha batıya erişmek adına sınırlarımızdan içeri girmekte. Daha mutlu bir yaşam için. İki yüzlü Batı ve bizim mevcut iktidarımız mülteci konusunda uzlaşabildiği için ülkemizden öteye gidemeyecekler şimdilik.

Haber bültenleri yangın görüntüleriyle dolup taşan, gülmeyi unutmuş, mutluluktan uzak bir ülke olarak komedyen infaz etmiş bir ülkenin meselelerine daha bir temas etmekteyiz ve o ülkenin gülmekle derdi olan yeni egemen gücünden kaçan insanlar, tam da bu mutsuzluk halini yaşayan ülkeye kontrolsüz girmekte, içine karışmakta. Bir senarist şu paragrafı yazmış olsa eminim sonunu kendi de yazdığı anda kestiremiyordur.

Söyleyeceklerim bu kadar. Bu kadardı. Tam ben bu yazıyı tamamlamak için çabalarken ve vahim bir tablo çizmenin burukluğunu yaşarken yoldan bir eskici geçti. Eskici bu yazının aksine çok keyifliydi. Apartmanların önünden geçerken düz bir şekilde eskicinin geçtiğini duyurmak yerine bir şarkı söylemeyi tercih etti.

Söylediği arabesk bir şarkıydı ama dalga geçtiği çok belliydi. Aşağı yukarı dilindeki sözler şöyleydi: “Eski nediirr bilmeezzdimm, şimdi bir eskici olduum. Bakırla ve demirrlee arkaadaaşşş olduumm!”

Daha fazla kaybedecek bir şeyi olmayan insanın neşesi midir yoksa mutlu muydu bilmem ama tercihi buydu. Eskiciden ilham alarak koca bir ülke başka bir arabesk şarkıyı birbirimiz için, bu ülke için söyleyebiliriz: “Bir tek dileğim var, mutlu ol yeter!”

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR