KÖŞE YAZARLARI

Cumhuriyet Zemini

Geçtiğimiz 31 Mart’ta gerçekleşen, bir yerel seçimdi. Lakin iktidar partisi bambaşka anlamlar atfederek, seçimin konusunu bambaşka noktalara çekerek oy almaya çalıştı. Hatta siyasi rakiplerine ihanet ve benzeri imalarda bulundu, bir kelime oyunuyla zillet olduklarını yaymak istedi.

Zillet diye bahsettiği partiler ise “seçim problemini” yerel bakışla çözmeye çalıştı. CHP’nin büyükşehirlerdeki adaylarının özgeçmişlerine bakmak bunun için önemli veriydi.

Seçimden belki bir galip çıkmadı ama CHP’nin bakış açısı karşılık buldu. Fakat iktidar partisi ve ortağı MHP, İstanbul özelinde seçim sonucunu kabul etmeyerek, tekrarlatıyor. AKP’nin, İstanbul’da seçimi tekrarlatması, bu seçimin anlamını arzuladığı noktaya çekme girişimidir bir bakıma.

O anlam nedir? Bir yerel seçim olmasına rağmen, bir beka sorunu, varlık-yokluk meselesi. Neden? İstanbul’daki büyük rantı elinde tutarak yandaşlarının etrafından dağılmasını engellemek. Bu ve bundan önceki buna benzer nice “kaybetmeme mücadelesi”, AKP’yi adım adım antidemokratik fiilleri uygulamaya zorluyor. 

Partinin 17 yıllık iktidarının sonuna doğru, memnuniyetsizliğin arttığı aşikar. Uzun yıllar iktidarda tek başına kalmış bir parti, normal bir demokraside tek sorumlu kabul edilir ve seçmen yeni tercihlere yönelir. Sanıyorum 2015 Haziran seçimlerinde bu kısmen yaşandı. Ancak parti ve siyasi lideri bu faturayı ödememek adına arkasından gelen yıllarda ülke gündemini başka noktalarda tutarak, o noktalarda tartışma fasılları açarak insanları kutuplaştırmayı denedi.

Bu kutuplaşma öyle acayip bir noktaya geldi ki sokak röportajında bir vatandaş, iktidarın icraatları için “oh maaşallah, her şey o kadar iyi ki” tadında cevaplar verirken, arkasında onu dinleyen vatandaş, mikrofona konuşan vatandaşın yüzüne doğru el hareketleriyle “yazıklar olsun” çekerek öfkeyle uzaklaşıyor. Aynı semtte, aynı ekonomik yelpaze içindeki iki vatandaşın, gerçeği bu kadar zıt yorumluyor olmasını başka nasıl açıklamalı?

Bu bahsettiğim faturayı ödememek için iktidar partisi sadece gündemi oyalamıyor ya da yalanı ters yüz etmiyor. Eğer ki vatandaşların, iktidarın gücünü zayıflatabilecek orandaki bir kısmı bu sunulan gerçeği kabul etmediği yerde, zor kullanmaya başlıyor. Kazanan Ekrem İmamoğlu’ndan mazbatayı alıp seçimi tekrarlattığı süreçte, Ekrem İmamoğlu’nun, zamanında bir filmin bile adı olmuş, sloganını yasak sayabilecek noktaya gelebiliyor. Vatandaşın, “zaten anarşik” dedikleri değil de bu zamana kadar fazla suya sabuna dokunmamış ünlüler iktidarın tersine bir destek açıklaması yapıp bu ses halka ulaşınca, kürsülerden edilen tehditler, hedef göstermeler salonlarda gümbür gümbür yankılanıyor.

Üniversitede gösteri yapan öğrencilerin güvenlik görevlilerince neredeyse linç edilmesi, çocukları için yürüyen annelerin itilip kakılması, bir KHK’lı profesörün hastalığının tedavisi için keyfi nedenlerle yurt dışına çıkmasına izin verilmemesi. Örnekleri tek bir yazıya sığdırmam mümkün değil. Yazmak bu kadar zorken, icra etmek niye bu kadar kolay, onu da anlayamam.

Her geçen gün, iktidarın başarısızlığı ortaya çıktıkça, parti ve ortağı, ülkenin eksikli, gedikli de olsa var olan normalinden biraz daha uzaklaştırıyor memleketi. Normalde uzaklaştıkça “hedef aldı”,”suçladı”,”tehdit etti” ile biten haber başlıklarının sayısı artıyor.

İktidar 31 Mart’ı ya da herhangi bir seçimi kendisi adına beka meselesi haline getirip, normalden uzaklaştırırken, bu yaşananlara muhatap olan yurttaş için de seçimlerin, referandumların anlamı değişiyor.

İktidar insanları tehdit ettikçe ya da yaftaladıkça farklı kesimlerden kader ortağına dönüşen topluluk yaratıyor. Bu farklı grupların arzuları, hayalleri bambaşka olsa da mecbur kaldıkça, birbirleriyle uzlaşacak ayrıntılar buluyorlar ve üstünde buluşabilecekleri bir zemin arıyorlar. Arayacaklar… 

Bu zemin uzun zamandır ıssızlığın ortasındaki bir ağaç gibi kıymetinin bilinmesini bekleyen laik ve demokratik cumhuriyet olmalı.

Beraber yaşamamıza imkan verecek ve yurdu güçlü kılacak zemin, bu zemindir. 

Böylelikle üzerinde yükselecek yapıyı da sağlam kılacaktır.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR