KÖŞE YAZARLARI

Devrik liderler, heykeller ve şehirler

Ülkelerin, bazı coğrafi bölgelerin sembolleri vardır. Özdeşleşmişlerdir ve o sembol haline gelmiş nesneler ya da özneleri gördüğümüzde o ülkeyi hatırlarız. Hatta şehirler için bile bu geçerlidir. Eskiden, şehir ya da ülke temalı kartpostallarda muhakkak bu sembollerin meç edildiği görsel çalışmalar kullanılırdı. Şimdi belki en fazla tatil tanıtım kataloglarında denk geliyoruz.

Venedik, Amsterdam, Lizbon, Paris… Hatta ülke sathında eşsiz İstanbul boğazı, İzmir körfezinin manzarası. Bir İzmit kartpostalının olmazsa olmazı saat kulesi.

Bir anıt, bir şehir meydanı, bir heykel, bir cami, bir tren garı. Hepsinin olmasa da çoğunun arkasında ölümsüzlüğü kazanmak isteyen bir şah-padişah, bir paşa ve yapılmasını salık verdiği bir mimar, mühendis var. Ancak ve ne yazık, anonimleşir bütün yapılar giderek. Yapılış hikayesi ikinci plana düşer ve bulunduğu coğrafyanın ve üzerinde yaşayan insanların temsili olur, malı olur. Her gün yanından geçen onlarca, binlerce insanın yanağına değip seken güneş ışınlarıyla yıllanır, boyanır, eskir duvarları.

Semboller, her zaman soğuk duvarlardan meydana gelmez. Bazen kanlı canlı insanlar da temsil eder. En azından bir vakit aralığında. Belki bir şair, yazar; bazen herkesin kulağına şarkılarının melodileri çıpa atan popüler müzik icracısı.

Misal bir dönem en çok sorulan ve en çok kendimizi tarif etmeye kalktığımız isim Tarkan oldu, olmuştu. Bizi ‘temsilen’ sahnede tüm dünyayı, rızalarını alarak, yakalayıp yakalayıp öpmüştü.

Bu kültür-sanatlı ve şehirle ilgili sembollerle anımsıyoruz Batı’daki herhangi bir mahali. Doğu ile Batı’nın tam kavşak noktası diye tarif edilen bu Anadolu’da kafamızı doğuya doğru çevirince sanki işler biraz değişiyor. 

Doğu’da, Asya’da ve Ortadoğu’da şehirler, ibadethaneler, anıtlar var tabii. Ancak ana haber bültenlerinde yıllarca her akşam aynı isimleri duya duya, yüzlerini göre göre, şehir adlarının, şehirlerdeki meydaların, en güzel kumsallarının, sembollerinin önüne geçtiler.

Bu isimler ki uzun bir zaman aralığında, bir ülkenin kaderinde tek söz sahibi olurlar. Öyle bir zaman aralığında, insan güneşin sabah doğacağından nasıl eminse, onun varlığından da öyle emindir.

90’lı yıllarda haber bültenleri yurt içini bitirip yurt dışından havadisler vermeye sıra geldiğinde bu tek söz sahibi insanların yüzleri doldururdu ekranları. İsimleri, yüzleri-mimikleri ve ülkelerinin adları, bir zigon sehpayı ayakta tutan üç ayak gibi birbirini tamamlardı.

Kaddafi, Zeynel Abidin Bin Ali, Ali Abdullah, Saddam ve diğerleri...

90’lı yıllar dedim, malum; o zigon sehpaya iki kadeh, biraz da beyaz leblebi konurdu, akşam yemeğinden sonra, dönemin muktedir ortadoğulu liderlerinin yüzlerinden boşalan ekranların ‘ibo show’ ile ‘hülya avşar show’ ile dolması beklenirdi.

Hazırlanan kadehli zigonlarla ortadoğu arasında bir “yurtta barış dünyada barış” mesafesi vardı Rahatlık herhalde ondandı.

Sembolleri şehir, anıt, popçu, film artisti olan Batı, o isimlerini onlarca yıl tekrarlayarak ezberlediğimiz ortadoğulu liderleri, kullanım süresi bittikçe devirdi, attı; devrik lider yaptı. Kendisini devirdi, hatta o devrilince halk da meydanlardaki sureti heykellerini yıktı, sokaklarda gezdirdi.

Sonra o ülkenin sembolüne dönüşmüş devrik liderlerin ardından, o ülkenin vatandaşları bir sebepten kendini o fotoğraflarını göre göre sembolleri kafasına kazınmış şehirlere gidebilmenin yollarını aradı, bazen buldu. Bulduğunu zannederken kimisi Akdeniz’de boğuldu.

Bugün; anıtlar, şehir meydanları, milli parklar, ibadethaneler, tren garları, heykeller, köprüler gitmeye heves edilen şehirlerde, eğer bir görgüsüzlüğün ya da açgözlülüğün eline düşmediyse restore edilerek yerini korurken bir vakit Mısır ile adı bütünleşmiş, ismi akıllara kazınmış devrik lider Hüsnü Mübarek hayatını kaybetti.

Ama tabii Mübarek ve diğer devriklerin geride bıraktığı “eser” batılı uzman ve politikacılar tarafından “restore” edilerek güncelliğini koruyor.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR