KÖŞE YAZARLARI

Eski gazetelerden bugüne kalanlar

Bana kalırsa gazete en güzel ayakkabı boyarken okunur. Yani ben bir gazetenin bir sayfasının hakkını ayakkabı boyarken veriyordum. Gazeteyi, kağıttan okuduğumuz zamanlarda öyleydi durum.

Bir gazeteyi aldığın an okurken, seçici davranırsın. Önce hep ilgilendiğin konular, ne dediğini merak ettiğin yazarlardan başlarsın. “Karnını doyurup”  iştahın kapanırken illa ki dikkatini dağıtıp aklını çelen bir uyarıyla, gazeteyi kapatır yerine koyarsın. Sonra bir daha aynı gazeteye aynı ilgiyi ara ki bulasın. Benim gazeteyi kağıttan okuduğumuz yıllar diye bahsettiğim 60’lar 70’ler olmadığı için, ilgiyi bir gazeteye gün boyu vermenin zorluğu anlaşılabilir, bu satırları okuyan tarafından.

Fakat ayakkabı boyamak için dolaptan eski bir gazetenin sayfasını çekip çömelince, yaptığın iş sırasında gözlerin kayar ister istemez sayfadaki haberlere ve köşe yazarlarına. Hiç okumadığın haberleri, yazarı hatmedersin, sanki çok tazeymiş gibi. Bazen bir ekonomi sayfası denk gelir ama yine de tüm dikkatinle yazıya yoğunlaşırsın. Çünkü elinde boyalı fırça varken, en iyi alternatifin eline denk gelen gazete yaprağındaki satırlara göz atmak olur.

Yarını düşünerek, mecazi değil, bildiğin yarın ayağına geçireceğin kundura için çömelmişken, iki ay, iki sene; hatta on iki sene öncesinden önüne bir zaman dilimi düşürmüş olursun. O zaman dilimiyle burun buruna gelirsin, yüzleşirsin. Bir rüzgar gibi gelip geçmiştir, o gazetede kendine yer bulan vakalar. Sen çömelmiş ve ayakkabıyı boyamayı unutmuşken, sayfada bir yüz dikkatini çeker. Caka satar. İmparator olmuş, memleketleri olmasa da gazete kağıtlarını ilhak etmiş, kendine katmış. Ama her şey dünde kalmış. Esamesi okunmuyor. Elinde ayakkabı boyası ile çömelip kalakalmış bugündeki adama tesiri yok.

Ayakkabıyı birkaç sünger dokunuşuyla, bugüne taşıma, yarında iş gördürme şansı var. Fotoğraftaki için ise, ah ne çare…

Eski gazeteler ve gazetelerde iri fotoğraflar, büyük puntolu başlıklar, hükmeden cümleler, bir şekilde insanın insana tesir etme için elinde şırıngası damar yakalamaya çalışan hemşirelikler. Bugün yaşananların nedenleri olsa da sesi bile duyulmayan telaşlar. Kuş uçuşu bakınca hep karınca diye tarif edilir yukarıdan insanlar. O eski gazetelerdeki insanlar da çok uzaktalar. Telaşlar da öyle. Odada otururken bir duvardan diğerine koşuşturan karıncanın telaşı. O karınca kadar etkili.

Biraz sonra boya iş biter. O gazete, üstünde barındırdığı telaşıyla beraber, bu sefer temelli buruşarak zaman boşluğunda kaybolur gider. Gazete sayfaları kaybolur fakat gazeteciler, zamanın notunu tutanlar, arşivleyenler elbet bulunur. Bir kitapta, herhangi bir gazetenin kütüphane nüshasında denk gelinir gerçeğe. Yine bir gazeteci ya da gerçeğe “sahici” gazeteci kadar titizlikle sadık bir vatandaş sayesinde.

Emin Çölaşan’ın Hürriyet Gazetesi’nden gönderilmesinde sonra yazdığı “Kovulduk ey halkım unutma bizi” isimli kitap elime geçti tekrar. Kovulduğu 2007 yılının Ağustos ayına kadar geçen, son birkaç yıllık süreci anlatıyor.

Muhakkak ki biraz subjektif bir anlatım. Fakat okudukça Çölaşan’ın kitabının kahramanı Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, dönemin kahramanının ise Aydın Doğan olduğu anlaşılıyor ya da hatırlanıyor yeniden.

Özkök, aracı olarak sürekli Çölaşan’a tatlı-sert uyarılar yapıyor, sormadan - söylemeden yazısından paragraflar çıkarıyor. Yetmiyor Çölaşan’ın habersizce cümlelerini çıkardığı yazılara isim vermeden köşesinden yanıtlar veriyor.

Sürekli “bu aralar çok sert yazma arkadaş” telkinleri, “bu imkanları başka nerede buluruz abicim” türü duygusal soruları ve hatta “zamanı gelince üzerlerine yürürüz” türü teskin etme maksatlı sözler. Bütün bunların sebebi ise patronun alacağı, alma ihtimali olan ihaleler. Zaten Çölaşan’ın iddiasına göre Ertuğrul Özkök’ün yetmediği zamanlarda Aydın Doğan devreye girmekte.

Ayrıca parantez aç: Okudukça anlıyor insan. Hürriyet’i ve o zamanki yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök’ten bugünkü Ahmet Hakan’a uzanan çizgiyi. Kapa parantez.

Gerçekler, not düşenler sayesinde bir yerlerde arayanını bekliyor. Kitaplara not düşenler var. Belki ayakkabı boyamak için ya da tırnak kesmek için gazete kağıdı bulmak zorlaşıyor. Ama umursamayanlar için dijital çöplük olarak görülen sayfalardaki gerçekler iğne ile kuyu kazanları bekliyor.

Gazeteler şekil değiştirse de gazeteciler var. Gazetecilerin varlığı, gücü; yaşadığı ülkede olanı biteni merak eden, şeffaflık talep eden vatandaşların nicelik ve niteliğinden geliyor. Gazeteciler ve yazarlar düne dair fikir sahibi olabilmemizi sağlayan bilgi notları bıraktı kitap sayfalarına. Bugün de bırakıyorlar. Metastaz kitabının yazarı Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu da bunlardan ikisiydi.

Şimdi tutuklular. Yarın yine okuruz. Yarın yine anlarız bugünü, sayelerinde.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR