KÖŞE YAZARLARI

Yeni yaşım merhaba

Uzun süre mi oldu bu dünyaya geleli, yoksa çok mu kısa? 
Bakış açınıza göre değişir elbette; kimine göre dünyanın tecrübesini kazanmaya yetecek kadar uzun, kimine göre de bir göz kırpma zamanı kadar kısa…
Neler düşünürüz doğum günümüzde? 
Beni kimler hatırlayacak, kimler kutlayacak, ben onunkini kutlamıştım, bakalım o da benimkini kutlayacak mı, hediye alacak mıyım, ne giysem, akşam nereye çıksam, vb. düşünceler doluşur hemen zihnimize. 
***
Oysa; gerçekten bunlar mıdır üzerinde durulması gereken? 
Geride bıraktığımız yaşın muhasebesi gibi klişelerle sizi bunaltmak niyetinde değilim. 
Muhasebe denince aklımıza hep sıkıcı şeyler geliyor çünkü, farkındayım. 
Fakat, gerçekten kafa yormak istiyorum bugün bu konuya. 
Doğum günlerimizde ne düşünmeli, neyin değerlendirmesini yapmalıyız? 
***
Ben doğum günümde hep bir sonraki doğum günümü görüp göremeyeceğimi düşünürüm. 
Neden mi? 
Bilinen bir rahatsızlığım, sürekli kullandığım bir ilaç yok. 
Böyle düşünmemin nedeni, hayatın ne kadar ani bitebileceğini bilmem. 
Bu bakış açısı bana karamsarlık değil; tam tersine, yaşadığım her günü daha kıymet bilerek yaşama değerini kazandırdı. 
Yeni bir yaş, çoğu insanın aksine telaşlandırmaz beni.
***
Gocunmam bir rakam daha artmış yılların hesabını yapmaktan, yaşım kadar mum üflemekten, sağda solda yaşımı söylemekten. 
Belki inanmayacaksınız ama “kadınların yaşı sorulmaz” gibi bir kolaycılığa da hiç kaçmadım. 
Benim kendimi ölçme kriterim o sayı değil çünkü. 
Ben kendimi bildiğim kadar, öğrendiğim kadar, okuduğum kadar değerlendiriyorum. 
Bir insanı yüzüne, mimiklerine, davranışlarına bakarak tanıyabiliyorsam artık; bu benim için en büyük zenginliktir. 
***
Yirmi sene önce dert ettiğim şeyleri dert etmiyorsam, “aaa, ne kadar gereksiz konulara takılmışım bak” diyebiliyorsam, ufak konulardan tartışma çıkartmıyorsam, çıkartsam bile yanlışlığını anlayıp hemen telafi etmeye çalışıyorsam bu yılların bana kattığıdır. 
Eskiden beni sinirlendiren olaylar karşısında sakinliğimi koruyabiliyor, hemen hızlanan kalp atışlarımı yavaşlatmayı başarabiliyor, “bu da geçer be, ölümden gayrı her şeye çare var” diyebiliyorsam eğer; bunca yıl yaşadığım içindir. 
***
Yılların bana kattıklarının yanında, bir de benden eksiltemedikleri var. Seneler önce ağladığım bir şarkıya bugün hala ağlayabiliyorsam, Şirinler’in müziğini duyduğumda hala aynı küçük kız çocuğu gibi hissediyorsam, çocukluğumda izlediğim Yeşilçam filmleri bugün bende hala aynı etkiyi yaratıyorsa, sabah uyanıp perdeyi araladığımda her tarafın karla kaplandığını görmek hala yüreğimi heyecandan küt küt attırıyorsa; bunlar da senelerin benden koparıp alamadıklarıdır. 
***
Ne kadar büyürsen büyü saflığını, masumiyetini, yüreğindeki ve gözlerindeki ışıltıyı yitirmemek; buna karşılık o gözlerin kime güvenle, kime tereddütle bakacağını; kime taa içten gülüp kime nezaketen yaklaşacağını bilmek, bunun ayırdına varmaktır yaş almak. 
İster yaşlanmak deyin ister yaş almak; kaç yaşına gelirse gelsin yaşama coşkusunu kaybetmemiş herkes gençtir gözümde. 
Kimi insan vardır; 25 yaşında olmasına rağmen umutlarını, hayallerini, en önemlisi de gülüşlerini yitirmiştir. 
Bu insan biyolojik olarak genç olsa da ona genç demek gelmez içimden.  
***
Ama kimi insan da vardır ki 80 yaşına da gelse gözbebeklerinden fark edersiniz yaşamın o güçlü ve aydınlık ışığını. 
Onu hayata bağlayan gümüş, parlak iplikçik henüz kopmamıştır. Anlarsınız, imrenirsiniz, gülümsersiniz. 
Bugün bana bir kurumun gönderdiği mesajla bitirmek istiyorum yazımı: Hayata bağlılığınızın güçlenerek arttığı, sağlık ve huzur dolu bir yaş dilerim hepinize. Bugün doğum günü olanlara ve olmayanlara. Dilerim ki o gümüş iplikçiğiniz uzun süre parlamaya devam eder.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR