KÖŞE YAZARLARI

Doğrular gerçek mi, gerçekler doğru mu?

İnsanlar genellikle inandıkları şeylerin doğru olduğunu kabul ederler. Bu kabuller arttıkça da gerçeklerden uzaklaşırlar. 
Araştırmalar göstermiştir ki; eğitim düzeyi düştükçe bu eğilim artıyor ve yanlışlara boğulan bir sosyal yapı oluşuyor. 
Maalesef bu durum yurdum insanı için de geçerli.  
Hatta bizzat yaşadıklarımız durumun ta kendisi…
***
Çoğu insan okulun öğrenilmesi gereken her şeyi öğrettiğini zanneder. Oysa, üniversiteler de dahil okullarda yapılan şey, öğrenmenin yollarını göstermektir. 
Çünkü kişi kendisi istemedikçe hiç bir şey öğrenemez. 
Merak, şüphe, anlama isteği gibi arzular, yani diğer bir deyişle sorgulamak, öğrenme eyleminin yapı taşlarını oluşturur. 
***
İster ideolojik, dinsel, bilimsel, ister felsefi olsun, bence kesinlik taşıyan doğrular, öğrenmenin ve dolayısıyla ilerlemenin önündeki engellerdir. 
Gerçek ile doğrunun tam da ayrıldığı nokta dogmadır.  
Dogma: doğruluğu deneyden geçirilmeden, sınanmadan kabul edilen, olduğu gibi benimsenen ve bir öğretinin ya da ülkünün dayanağı yapılan savdır. 
Yani dogma bilimsel düşüncenin tam da karşıtıdır. 
Çünkü, bilimle yan yana gelemeyecek şey, kesin kabuldür. 
***
Birçok tanımı bulunan bilimin günümüzdeki tariflerinden biri bilimin, gözlem ve deneyle yanlışlanabilen bilgi ve bulgular bütünü olmasıdır. Bilimin bakış açısıyla dünya ve evrenin varlığı bir gerçektir. 
Tıpkı yaşam ve ölüm gibi… 
Diğer yandan bilimsel bakış açısına göre tek bir doğru olamaz. Örneğin, su iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşur. 
Bu bilimsel tanım bugün için doğrudur. 
Yarın bir bilim insanı yeni bir madde keşfeder ve hidrojenle oksijenin arasında bu maddenin yer aldığını ispatlarsa günümüzdeki bu doğruyu yanlışlanmış olur. 
Bu durum suyun güncel olan en doğru tanımı olarak o tarihteki literatürde yerini alır. 
***
Herkesin bilim adamı olması ya da her bireyin bilimsel düşünceyi yaşamının her anında var etmesi mümkün değil. 
Ancak eğitimin gösterdiği yolda  sorgulayarak, araştırarak merak ederek bilimsel düşünce farkında bile olmadan hayatımızın içinde olabilir.
Oysa, bizim insanlarımız (aslında dünyanın geneli için de aynıdır) bilimsel düşünceden uzak, algı mekanizmaları üzerine kurulu siyasetin hakim olduğu yönlendirmelerle yaşıyor. 
Algı operasyonu ile kurgulanmış senaryolara inanıp onları gerçek kabul ediyor. 
Bu şekilde eğitiliyor, yönlendiriliyor, yaşatılıyor, hatta öldürülüyor ve bazen de birbirini öldürmesi sağlanıyor. 
***
Gerçek ve doğruyu vurucu bir örnekle tekrar anlatmak istiyorum.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri M. Kemal Atatürk’ü 10 Kasım 1938 yılında kaybettik. 
Artık Atatürk yok ve bu bir gerçek. 
Öğrenciliğim yıllarında (1980/1990) çok daha öncesinden başlayan bir algı operasyonu ile Mustafa Kemal’in sirozdan öldüğü öğretildi bize. Karaciğerde oluşan ve organı tahrip eden bir hastalık olan siroz. Toplumumuzda alkol ve sigara kullananlarda meydana geldiği kabul edilen bir hastalık.  
Ama tek sebebi alkol ve sigara değil. 
Aslında hepatit mikrobu taşıyanların siroz olma ihtimali daha yüksek. Dedim ya algı operasyonu. 
Sonuçta biz bunu doğru kabul ederek yetiştik, büyüdük.
***
Artık Mustafa Kemal’in Trablusgarp savaşı sırasında sıtma tedavisi gördüğü ve aşırı kinin sebebiyle karaciğerinde hasar oluştuğu tıbbi ve askeri kaynakların, tarihçilerin yardımı ile biliniyor. 
Ne oldu yani, siroz ile ilgili bildiğimiz doğrular değişti. 
Ancak hala Atatürk’ün aşırı alkol tüketimine bağlı sirozdan öldüğüne inanan bir sürü insan var bu ülkede. 
Gerçek olmamasına, ya da olmama ihtimaline  rağmen. 
Kimleri inanmak istediğine ya da işine gelene inanır. 
Kimileri de inanıyor görünür.…
***
Varoluşundan bu yana kaydettiği ilerleme ile gelişen insanlık, gerçeği arama serüvenine devam ediyor. 
Bu yolda doğruları da var, yanlışları da var elbette. 
Bir gerçek daha var ki, mutlak doğruları en aza indirgeyebilmiş toplumlar, yani sorgulayan ve araştıranlar, zaman içerisinde daha hızlı gelişmiş ve aşama kaydetmiştir.
Tarihçiliğin bilim olup olmadığı bilim çevrelerinde hala tartışılırken, tarihi süreç bize bunu göstermektedir.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR