KÖŞE YAZARLARI

Seçim

Hayat; yaşadığımız sürece yaptığımız seçimlerimizin toplamıdır. Sadece nerede ne zaman ve kimden doğarak o hayata başlayacağımız bizim seçimimiz değildir. 
Yaşadığımız zaman, çevre ve aile bizi başlıca şekillendiren unsurlardır. Bu durum, mevcut konumumuzu terk etmedikçe pek de değişmez. Ayrıca ömür boyu bütün seçimlerimizi de etkileyen bir durumdur. Yaşadığımız çevre değişmedikçe inançlarımız, siyasi görüşümüz, yaşam kalitemiz, alışkanlıklarımız değişmezlerimiz olur. 
Oysa hiçbir şey değişime karşı koyamaz. 
***
Bu bir çelişki gibi görünüyor değil mi? 
Aslında değil bence.
Sosyal bir canlı olan insan, yerleşik düzene geçtiği yaklaşık 60.000 yıldır değişmezlerini sürekli arttırsa da değişime karşı duramamış, mecburiyetleri onu değişimlere zorlamıştır. 
Söz gelimi okul çağına gelen bir çocuk ani bir çevre değişikliğine maruz kalır. 
Askerlik, evlilik, anne veya baba olma, üniversiteye başlama, mezuniyet ile yeni başlayan iş hayatını dabu değişimlere ekleyebiliriz. 
***
Bireylerin değişimini dönüşümünü tetikleyen bu gibi örneklerin yanında bir de toplumsal değişim ve dönüşümleri oluşturan ya da tetikleyen faktörler vardır. 
Savaşlar, keşifler, doğal felaketler gibi. 
Bir de devrimler vardır; endüstri devrimi, siyasi devrimler ve benzerleri. 
Bu saydıklarımız ani travmatik şok değişikliklere yol açar. 
Yine de kaçınılmaz sonuçlarına alışılır ve kabul edilir. 
***
Bir de günümüz toplumsal hayatında ortak yaşam kurgusunu şekillendiren siyasi seçimler vardır. 
Yönetim birlikteliği bu seçimler ile biçimlenir. 
Toplum da seçimlerinin sonuçlarına paralel olarak değişir. 
Ancak uygulanan politikalar doğrultusunda daha yavaş ve bilinçli olarak değiştirilip dönüştürülür. 
Bunun olumlu veya olumsuz olması tamamen toplumsal kabullere ve uygulanan politikalara bağlıdır. 
***
Bu ortaklaşmanın kontrolünü sağlamak için de insanoğlu yöntemler geliştirmiştir. 
Biz buna hukuk diyoruz. 
Toplum için hukuk, doğanın dengesi gibi hassas bir denge unsurudur.  Bu dengenin bozulması, toplum genelinde adaletin bozulmasına ve rahatsızlığa neden olur. 
Hukukun adaleti sağlayamaması, toplumda huzursuzluklar ayrışmalar ve karmaşa yaratır ve değişimin olumsuz yönde gerçekleşmesine sebep olur.
***
Bin yıllardır ortak yaşam geliştirmeye uğraşan, bilimde, sanatta, teknolojide bunca yol kat etmiş insanlığın, henüz ortaklaşma düzeyinde bir standart tutturmayı başaramamış olması çok ilginçtir. Yaradılışı gereği (öyle denir ama ben emin değilim) insan elindeki ile yetinmeyen hep daha fazlasını isteyen bir canlı türü olmuştur. Kendisinde olmayanı başkasında görmesi, istemesi için hep yeterlidir. Birlikte yaşayabilmenin belki de ilk ön koşulu elindekiyle yetinmektir oysa. 
İnanç sistemlerinin dayandığı başlıca nokta da bu değil midir? 
***
Dinlerin, ideolojilerin, felsefelerin bu yönde geliştiğini düşünüyorum. İnsanlar ikna edildi, yönlendirildi, avutuldu, hatta yeri geldi uyutuldu. Biz buna da algı diyoruz.
Günümüz dünyasında ortak yaşamı kurgulayan en yeni kurallar bütününe hukuk dedik, bütün bireyler için geçerli olduğundan hareketle kabul ettik. 
Bunu işletecek yöntemler geliştirdik, yönetimler için seçimler yaptık, ortak yöneticiler seçtik. 
Yine de hepsinin hedeflerine koyduğu algılarımız ile hayatımızı şekillendiriyoruz.
***
Adayı ya da ürünü seçmek için kendi irademizi kullanıyoruz, ancak onu da algılarımızla belirliyoruz. 
İçlerinden birini seçmemiz için algılarımız üzerinde yürütülen kampanyalarla yaşıyoruz. 
Sadece siyasetçileri değil, seçeceğimiz yiyecekten giyeceğe kadar algı üzerine kurulu bu sistem.
Her aday ya da ürün kendisini seçmemizi öneriyor. 
İşte buna da reklam diyoruz. 
Kullanım ömrüne göre (ki onun da belirleyicisi biziz) seçim yapıyoruz. Siyasi seçimlerimiz de bu ortamda gelişiyor. 
***
İşte geldik yine bir seçim dönemine…
Tabii ki siyasi seçimleri kastediyorum. 
24 Haziran’da yine yeni yeniden seçim yapacağız. 
Önümüze konan seçenekler ve algılarımız üzerine kurulmuş kampanyalar sonucunda birinde karar kılıp oy vereceğiz. 
Bazılarımız oy veremeyecek, bazılarımız boş oy verecek. 
O da tamamen bireyin kendi seçimi ve iradesi ama ne kadar özgür ayrı mesele.  
***
Seçim kampanyaları seçmenlerin tahmin edilebilir davranış biçimleri üzerine şekillendiriliyor. 
Seçimimizi yapacağız ve yaşamaya devam edeceğiz. 
Ancak yarınlarımız her zaman olduğu gibi yine seçimle şekillenecek. Aslında bir kısmımızın (bizden farklı düşünen belki bizden daha kalabalık bir kesimin) seçimini kabullenmek zorunda kalacağız. Bazılarımız memnun olduğu için önceki seçiminde ısrar edecek. Memnun olmayanlar daha başarılı bir dönem umarak tercih yapacak. 
***
Nedenini bilmiyorum ama insanların birçoğunda statükoya bağlılık alışkanlık olmuş. 
Tek değişmeyen olan değişime inat seçimlerinde değişime gitmiyorlar. 
Siyasette onlara muhafazakar diyoruz. 
Oysa her şeyin bir sonu olduğu yaşamda neyi sonsuza kadar muhafaza edebilirsin ki…
Hayat bazen insanı değişime zorlar.
***
Geçmişte takılı kalmış er-geç kaybedeceği halde muhafaza etmekte ısrar edenlerin bir çeşit defekti’nin (delilik) olduğunu düşünüyorum.
Albert Einstein‘ın deyişiyle “delilik: aynı şeyleri yapıp, farklı sonuçlar beklemektir.” Gelişmek için değişmek, değiştirmek gerekir. Aksi durum ve bunda ısrar etmek eşyanın tabiatına aykırı davranmaktır. 24 Haziran ülkede refaha, değişime ve gelişime vesile olur umarım. Ayrıca herkese iyi bayramlar dilerim.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR