KÖŞE YAZARLARI

İnsanlık tarihinin en mutsuz nesli

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre koronavirüs pandemisinin dünya üzerinde yol açtığı kitlesel travma, İkinci Dünya Savaşı’nın neden olduğu kitlesel travmadan çok daha fazla. 
Koronavirüs pandemisi, insanoğlunun yüz yılda bir karşılaşacağı büyük bir salgın. Sağlıkla ilgili sonuçları olduğu kadar siyasi ve ekonomik sonuçları da olacak. Böylesine büyük bir salgının insanlarda yoğun bir travmaya sebep olması kaçınılmaz bir sonuç.
***

Buna bir de teknoloji ve gelişmiş iletişim olanakları sayesinde hızla yayılan bilgi kirliliğinin eklenmesi, kitlesel travmayı daha da etkili bir hale getirdi. Dünyaya korku iklimi egemen oldu. İnsanların psikolojisi fena halde bozuldu. 
Can korkusuna bir de ekonomik sorunlar eklenince pandemi süreci tamamen kabusa döndü. İnsanlar aç kalmamak için koronavirüs riskine rağmen çalışmak zorunda kaldı.
***

Dünya Çalışma Örgütü’ne göre koronavürüs pandemisi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en büyük küresel kriz. 
Pandemi sürecini ekonomik, sosyal, siyasal ve tıbbi açıdan ele alarak inceleyen bilim insanları, durumun ciddiyetini açıkça ifade ediyor. Tüm dünya için gerçekten zor bir süreç. 
Dışarı çıktığınızda insanların ne kadar mutsuz, huzursuz ve karamsar olduğunu görebilirsiniz. Dünyada depresif bir hava var. 
Koronavirüs pandemisinin insanlardaki mutsuzluğu arttırdığına ve depresyonu tetiklediğine şüphe yok ancak  pandemiden önce de insanların mutlu olmadığı bir gerçek.
***

Yapılan incelemeler bizim neslimizin insanlık tarihinin en mutsuz, en depresif nesli olduğunu ortaya koyuyor. Doğrusu hiç şaşırtıcı değil. 
Elimizde insanlığın bugüne kadar sahip olamadığı kadar geniş teknolojik imkanlar var. Geçmiş nesillere kıyasla çok daha rahat bir hayatımız var. Bilgiye de hizmetlere de erişmek tarih boyunca olmadığı kadar kolay. 
Peki elimizde bu kadar imkan varken biz ne yapıyoruz? Bu imkanları doğru kullanıyor muyuz? 
Kesinlikle hayır.
***

Psikolojik sorunlar, bunalımlar, depresyonlar, intiharlar artıyor. Geçmişte görülmemiş hastalıklar ortaya çıkıyor. Sosyalleşme, dayanışma, yardımlaşma, yüz yüze iletişim giderek azalıyor. Her şey dijitalleşiyor, sanallaşıyor. Bireycilik ve bunun tetiklediği bencilleşme artıyor. İnsanlar birbirinden uzaklaşıyor. 
Yeni nesil, zamanının büyük bölümünü telefonda veya bilgisayarda geçiriyor. Sosyal ortamların yerini sosyal medya almış durumda. Sosyal medya olumlu kullanılırsa gerçekten faydalı bir mecra olabilir. Ancak maalesef olumsuz kullanıldığına sıklıkla şahit oluyoruz.
***

Faydalı içeriklerden çok faydasız içerikler izleniyor. Kalite değil, basitlik değer görüyor. Batakhane ortamlarını andıran videolar yüksek izleyici sayılarına ulaşırken, yararlı yayınlar pek rağbet görmüyor. Lüks hayatlarını veya vücutlarını sergileyenler binlerce kişi tarafından takip edilirken, kaliteli ve seviyeli insanlar aynı ilgiyi göremiyor. Sözde fenomenlerin, bozuk yaşam tarzının özendirildiği sanattan uzak dizilerin rol model olduğu bir gençlik ülkemize ne kadar faydalı olabilir, takdir yüce milletimizin.
***

İnsanlık, tarih boyunca olmadığı kadar mutsuz çünkü insanların hayatında anlam eksikliği var. Teknolojinin sunduğu rahatlık ve yalnızlık, insanlığı anlam arayışından ve hayatı değerli kılan güzelliklerden uzaklaştırdı. Artık hayatı anlamlı yaşamıyoruz, amaçsız yaşıyoruz. 
Çoğu bilim insanına göre mağara adamları bile bu dönemde yaşayan nesilden daha mutluydu. Çünkü hayatları daha anlamlıydı. Modern köleler olarak robotik bir düzende yaşamıyorlardı. Bugün bize basit gelen ama insanın özünde bulunan temel bir amaca sahiptiler, belki de bir içgüdüye: Hayatta kalma ve ilerleme.
Eğer insanlık özüne yolculuk yapmaz ve hayata anlam katan değerleri yeniden keşfetmezse gelecek nesiller şimdikinden daha da mutsuz olabilir. Teknoloji ilerlerken insanlık gerilememeli. Değerlerimizi, benliğimizi, özümüzü, bizi biz yapan özellikleri kaybetmeden ilerlemeliyiz. 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR